There are two ferry crossings from Çanakkale to the opposite side of the Dardanelles. You are effectively crossing from the Asian side to the European continent by either taking the ferry to the town of Eceabat or to Kilitbahir. In this video, we’re going to take a look at Kilitbahir Castle, located by the village of Kilitbahir, from which it gets its name. The name comes from the Turkish Kilitbahir, meaning “The Key of the Sea” or “Lock of the Sea.” The impressive castle here can be seen from the Çanakkale side and is impossible to miss if you take the Kilitbahir ferry. It’s just a short walk from the ferry terminal.
When you arrive on the Kilitbahir side, you’ll find several fish restaurants and a small fishing harbour. It’s easy to forget that there is also an old village that surrounds the castle, and a particularly good café called Kale Cafe just behind the castle walls. The beautifully renovated house by the café is also the local centre for culture and arts. It contains displays of relics from the First World War, as well as ethnographic exhibits from around Kilitbahir. Nearby is the Namazgah Tabya, a fortification from World War I that we cover in a separate video.
Kilitbahir Castle was built to control shipping through the Dardanelles. The fortress faces another fortification just across the water in Çanakkale, which is called Kale-i Sultaniye—or by its modern name, Çimenlik Castle—from which Çanakkale gets its name. Both castles were built by Fatih Sultan Mehmet, also known as Mehmed II or Mehmed the Conqueror. Kilitbahir Castle was constructed in 1463 at the narrowest point of the straits.
Visitors coming from Eceabat or the ferry terminal will pass through the impressive stone gate tower and on to the castle entrance. There is plenty of parking for cars and coaches. The impressive citadel, with its central clover-shaped tower, dominates the castle grounds. It is this cloverleaf design that makes Kilitbahir Castle so unusual. The plans were drawn using three overlapping circles, which many believe was meant to symbolise the shape of a key, linking back to its name.
The walls are not straight but arched, as if drawn with a compass, giving the castle its distinctive appearance. The seven-storey tower, which is now used as an exhibition space, was built during the reign of Sultan Süleyman the Magnificent, or Süleyman I. This tall vantage point offers a commanding view of the Dardanelles. The castle would have been heavily armed and garrisoned by Ottoman troops. The heart-shaped tower at the centre of the inner fortress is a magnificent piece of architecture. Visitors can scale the staircases of the outer walls and walk around these impressive fortifications.
When we visited about eight years ago, the site was basically a shell, with not much to see beyond the basic structure. Today, it’s quite a different story. Expertly and painstakingly renovated, it now offers a fascinating insight into Ottoman history.
The Sarıkule Museum, located near the main entrance, showcases relics from the Gallipoli Campaign. Kilitbahir Castle was repaired and expanded during the reign of Sultan Süleyman, and the Sarıkule tower was built in 1541. The castle grounds feature several statues and have been carefully restored with extensive grants and loans, making the site even more impressive.
There is a small section dedicated to Piri Reis—our much-admired Ottoman admiral, navigator, geographer, and cartographer—who was born in 1470. There is also a documentary film available which gives further information about the castle’s history.
From the café and the Cultural Arts Centre, you can make your way up the hill to the village. From there, you get a great view of the castle again. Once you reach the top of the village, with its intricate narrow cobbled streets and historic old houses from the Ottoman era, you can visit the old fountain, the mosque, and the tomb of Cevriye Hatun Efendi, which was restored in 2014.
If you have a car, you can drive up the gravel road to the top of the hill and look down on the village and the panoramic view of Çanakkale unfolding in front of you. Unfortunately for us, it was a cloudy day when we arrived, but the short drive was still well worth it.
Eceabat, nearby, used to be known as Maydos, and some of the houses in the area are built with a particularly high-quality Maydos brick. Visitors may notice that some of the houses are covered in metal sheeting. This is galvanised zinc sheeting, likely left behind by the British during the Gallipoli Campaign. Now partially rusty and discoloured, it has stood the test of time and still protects many of the old houses.
Locals in Kilitbahir often refer to their village as “Kilitbahir,” in a local dialect that drops the “h” sound in pronunciation.
Çanakkale’den Çanakkale Boğazı’nın karşı kıyısına iki feribot seferi bulunmaktadır. Asya kıtasından Avrupa kıtasına geçişi, ya Eceabat’a ya da Kilitbahir’e giden feribotlarla yaparsınız.
Bu videoda, adını aldığı Kilitbahir Köyü’nün hemen yanında yer alan Kilitbahir Kalesi’ne yakından bakacağız. “Kilitbahir” adı, Türkçede “Denizin Kilidi” anlamına gelir. Buradaki etkileyici kale, Çanakkale tarafından görülebilir ve Kilitbahir feribotunu kullanırsanız gözden kaçırmanız mümkün değildir. Feribot iskelesinden sadece kısa bir yürüyüş mesafesindedir.
Kilitbahir tarafına vardığınızda birkaç balık restoranı ve küçük bir balıkçı limanı göreceksiniz. Kaleyi çevreleyen eski köyü fark etmek kolay değildir; ancak kalenin hemen arkasında yer alan Kale Kafe adlı oldukça güzel bir kafe de bulunmaktadır. Kafenin yanındaki güzelce restore edilmiş ev, aynı zamanda yerel kültür ve sanat merkezi olarak hizmet vermektedir. Birinci Dünya Savaşı’na ait kalıntılar ile Kilitbahir çevresine ait etnografik sergiler içerir. Yakınlarda, Birinci Dünya Savaşı’ndan kalma bir tahkimat olan Namazgâh Tabya yer alır; bunu ayrı bir videoda ele alıyoruz.
Kilitbahir Kalesi, Boğaz’dan geçen deniz trafiğini kontrol etmek amacıyla inşa edilmiştir. Kale, karşı kıyıdaki Çanakkale’de bulunan bir başka tahkimatla karşı karşıya durur: Kale-i Sultaniye, modern adıyla Çimenlik Kalesi. Çanakkale adı da buradan gelir. Her iki kale de Fatih Sultan Mehmet, yani II. Mehmet ya da yaygın bilinen adıyla Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Kilitbahir Kalesi, Boğaz’ın en dar noktasında, 1463 yılında inşa edilmiştir.
Eceabat ya da feribot iskelesinden gelen ziyaretçiler, etkileyici taş kapı kulesinden geçerek kaleye giriş yaparlar. Otomobiller ve otobüsler için geniş bir otopark mevcuttur. Ortasındaki yonca yaprağı biçimindeki kuleyle dikkat çeken görkemli iç kale, alanın merkezinde yükselir. Kaleyi sıra dışı kılan da işte bu yonca tasarımıdır. Planlar, üst üste binen üç daire şeklinde çizilmiştir ve birçok kişi bunun, isme gönderme olarak anahtar şeklini simgelemek için yapıldığını düşünür.
Kale duvarları düz değil, pergel ile çizilmişçesine kavisli şekildedir ve bu da yapıya benzersiz bir görünüm kazandırır. Bugün sergi alanı olarak kullanılan yedi katlı kule, Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilmiştir. Bu yüksek nokta, Boğaz’ın hâkim manzarasını sunar. Kale, Osmanlı askerleriyle dolu bir garnizon olarak kullanılmış olmalı. İç kalenin ortasında yer alan kalp şeklindeki kule, mimari açıdan büyüleyici bir yapıdır. Ziyaretçiler, dış duvarlardaki merdivenlerden çıkarak bu etkileyici surlarda gezebilirler.
Yaklaşık sekiz yıl önce geldiğimizde kale neredeyse bir harabe gibiydi, temel yapı dışında görülecek pek bir şey yoktu. Ancak bugün tamamen farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Uzman ellerle ve büyük bir titizlikle restore edilen kale, Osmanlı tarihine dair ilgi çekici bir bakış sunuyor.
Ana girişin hemen yanında yer alan Sarıkule Müzesi, Gelibolu Savaşı’na ait kalıntılara ev sahipliği yapıyor. Kilitbahir Kalesi, Kanuni Sultan Süleyman döneminde onarılmış ve genişletilmiş; Sarıkule ise 1541 yılında inşa edilmiştir. Kale alanında birkaç heykel yer almakta ve çeşitli hibe ve kredilerle dikkatlice restore edilmiştir; bu da yapıyı daha da etkileyici kılmaktadır.
Kalede ayrıca, 1470 yılında doğmuş olan ünlü Osmanlı amirali, denizcisi, coğrafyacısı ve haritacısı Piri Reis’e adanmış küçük bir bölüm de bulunur. Kalenin tarihine dair bilgi veren bir belgesel film de izlenebilir.
Kafe ve Kültür Sanat Merkezi’nden köye doğru yokuş yukarı çıkabilirsiniz. Buradan kaleyi yeniden harika bir açıdan görebilirsiniz. Osmanlı dönemine ait dar, taş döşeli sokakları ve tarihi eski evleriyle köyün en tepe noktasına ulaştığınızda, eski çeşmeyi, camiyi ve 2014 yılında restore edilen Cevriye Hatun Efendi Türbesi’ni ziyaret edebilirsiniz.
Eğer aracınız varsa, tepeye çıkan toprak yoldan yukarı çıkabilir ve hem köyü hem de önünüzde uzanan Çanakkale manzarasını kuşbakışı izleyebilirsiniz. Ne yazık ki biz oraya vardığımızda hava kapalıydı, ancak bu kısa yolculuk yine de kesinlikle değerdi.
Yakındaki Eceabat, eskiden Maydos olarak biliniyordu ve bölgedeki bazı evler, özellikle kaliteli Maydos tuğlasıyla inşa edilmiştir. Ziyaretçiler, bazı evlerin metal levhalarla kaplı olduğunu fark edebilir. Bunlar, muhtemelen Gelibolu Savaşı sırasında İngilizler tarafından kullanılan galvanizli çinko levhalardır. Şimdi kısmen paslı ve rengini kaybetmiş olsalar da, zamanın testinden geçmiş ve birçok eski evi hâlâ korumaktadır.
Kilitbahir’deki yerel halk, köylerine “Kilitbahir” şeklinde, yerel bir ağızla, kelimedeki “h” harfini düşürerek hitap ederler.







Leave a Reply